Her Namazın Bir Vakti, Her Vaktin Bir Hesabı Var

 

Her ibadetin bir vakti, her vaktin de bir hesabı var. Buradaki hesap iki türlü. Biri namaz vakitlerini hesaplama, diğeri ise farzı yerine getirip getirmemenin hesabını vermekle alakalı. Birincisinde Müslümanlar ibadetin zamanını hesaplıyor, ikincisinde ise yapılan ibadetin hesabını Hazreti Allah’a veriyorlar. Bu yazımız, namazın vaktini hesaplamakla alakalı. İbadetin hesabını vermek tabi ki daha önemli; ama şimdilik küçük bir hatırlatma ile iktifa ediyoruz.

Bu yazıyı okumaya başlamadan önce bir şey yapmanızı istiyorum. Gecelerini gündüzlere katarak, İslamiyet’i en güzel şekilde yaşayıp diğer Müslümanlara da yaşatmak için Kuran-ı Kerim, sünnet-i seniye ve icma’dan hüküm çıkartan müçtehitlerin ruhlarına Fatiha okumanızı rica ediyorum. Çünkü onlar, hayatın her alanına ve insanların her anına sirayet eden bu dini, farklı farklı memleketlere, kültürlere, ırklara ulaştırmakla kalmadılar, dünyanın farklı coğrafyalarda yaşayan insanların karakter ve mizaç farklılığına rağmen ahkâm-ı ilâhiyeyi onlara en iyi şekilde tatbik ettirdiler. Onların Kuran-ı Kerim, sünnet-i seniye ve icma’dan hassasiyetle çıkarttıkları hükümleri yüzyıllar sonra bizler bile, şimdi gönül rahatlığı ile tatbik edip sevap kazanıyoruz. Elhamdülillah.

Namaz vakitleri Kuran-ı Kerimde yedi yerde zikredilmiştir. Bu yerlerden Rûm Süresi ayet on yedi ve on sekizde Hazreti Allah şöyle buyuruyor: “Akşama ulaştığınızda, (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.”

İbn Abbas Hazretleri bu ayet-i kerimelerle alakalı “Hazreti Allah bu iki ayet-i kerimede beş vakit namazı vakitleriyle beraber bildirmektedir.” diyor. Ayet-i kerimede namaz vakitlerinin sınırları, bizim anlayabileceğimiz şekilde net olarak çizilmemiş. Ancak bu sınırlar daha sonra Peygamberimiz’in tarifine uygun olarak tespit edilmiştir. Çünkü Kuran-ı Kerimde geçen beş vakit namazın vakitlerinin ince bir şekilde uygulamalı tayini, Efendimiz tarafından yapılmıştı.

Peygamber Efendimiz’in ashabına uygulayarak gösterdiği vakitler, kendisine Cebrail Aleyhisselam tarafından, bir defa namazların ilk vaktinde, bir defa da son vaktinde kıldırarak gösterilmiştir.

Her ne kadar yeni teknolojilerin kullanımıyla namaz vakitleri çok daha farklı usuller kullanılarak tayin edilse bile, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden çıkartılan hükümler göz önünde bulundurulmadan, ibadet edilecek vakitlerin tespiti mümkün değildir. Beş vakit namazın hükümlerine, vakitlerin hesaplanmasına ve hesaplanan bu vakitlere ilm-i fıkhın yolunda verilen fetvalarla temkinleri ilave edilerek son halinin verilmesine geçmeden önce, namaz vakitlerinin tarihi seyri ve bu seyir içerisinde yapılan çalışmaları, pratik uygulamaları ve icat edilen aletleri kısaca tanıyalım.

Astronomik tan, fecr-i sadık kabul edilebilir mi?

Astronomik tan dıldız gözlemleri için kullanılnı, Yıldız gözlemleri güneş battıktan sonra tan yeri ağarıp aydınlığın vuku bulmasına kadar devam eder. Astronomik tan açısının hesaplanabilmesi için güneşin batma anı ile güneşin doğmaya başlama anı önemlidir. Bu iki vakit “astronomik tan” diye bilinir. Aslında astronomide üç tan vardır. Bunlar güneşin ufkun 18 derece altında olduğu zamana astronomik tan, güneşin ufkun 12 derece altında olduğu zamana denizci tanı ve güneşin ufkun 6 derece altında olduğu zamana ise sivil tan denilmektedir.

Fecr-i sadık ise fıkhi olarak gecenin bitip gündüzün başlamasıdır. Sabah namazı vakti ile orucun başlangıcı fecr-i sadıkta olur. Yalnız burada fecr’in birinci fecr (kazıb) ve ikinci fecr (sadık) diye iki defa vuku bulduğunu hatırlamak gerekir. Birinci fecirde güneş ışınları ufukta kısa bir süre görünüp kaybolur. Asıl fecr ise bu kaybolmadan sonra vuku bulur. İkinci fecirde artık güneş ışınları bir gün boyunca kaybolmamak üzere gelir. Bu meselede ise bizce astronomi mütehassısı Ahmet Ziya Bey son noktayı şöyle koyuyor: “Avrupalılar fecr-i sâdıkın başlaması olarak, ufuk üzerinde beyazlığın tamamen yayıldığı vakti hesap alıyorlar. Bunun için fecir hesaplarında, güneşin irtifâ’ını -18 derece alıyorlar. Biz ise ufuk üzerinde beyazlığın ilk görüldüğü vakti hesap ediyoruz. Bunun için de şemsin irtifâ’ının -19 derece olduğu vakti buluyoruz. Çünkü İslam alimleri, imsak vaktinin beyazlığın ufk-ı zâhirî üzerinde yayıldığı vakit değil, beyazlığın ufuk üzerinde ilk görüldüğü vakit olduğunu bildirdiler.

Beş vakit namazın vakti ve mekruh vakitler

Beş vakit namazın tam vakitleri ve namaz kılmanın tahrimen mekruh olduğu zaman dilimleri Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleriyle sabittir. “Üç vakit vardır ki, Allah Resûlü (s.a.v) bizi o vakitlerde hem namaz kılmaktan, hem de ölülerimizi gömmekten alıkoyuyordu: Güneş doğmaya başlayıp bir mızrak yükselenene kadar, zeval vakti güneş gök ortasından sapana kadar, güneş batmaya yönelip iyice batana kadar.” (Kütüb-i Sitte) Ukbe Bin Amir (R.A)’ın Efendimiz’den rivayet ettiği bu hadis-i şerife dayanarak mekruh vakitler, işrak, istiva ve isfirar adıyla zikredilmiştir.

Câbir bin Abdullah ile İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (r.anhüm)’den rivâyet edilen hadîs-i şerîfte ise Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz namaz vakitleriyle alakalı şöyle buyurmuşlardır:

“Cibril (a.s.) bana iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam’ın yanında imam oldu. İlk def’a güneşin gölgesi bir nalın tasması kadar uzadığında bana öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında ikindi, oruçlu orucunu açtığı vakitte akşam, şafak kaybolduğunda yatsı, oruçluya yemek-içmek haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, yatsı namazını, gecenin sülüsüne (son üçtebir) doğru, sabah namazını da ortalık iyice aydınlandığı vakitte kıldırdı. Sonra da bana döndü ve: ‘Yâ Muhammed, bu, senden evvelki peygamberin vaktidir. Namaz vakti işte bu ikişer vakitler arasındadır’ dedi.”

Öğle namazının vakti

Cebrâil aleyhisselâm’ın namaz vakitlerini bildirmek için Mîrac Gecesi’nin hemen akabindeki günde vukû bulmuş ve ilk kıldırdığı namaz salât-ı zuhur (öğle namazı) olduğundan bu namaza, salât-ı ûlâ (birinci namaz) denilmiştir. Astronomi bakımından da öğle namazının vakti diğer vakitlerin mebdei; başlangıcı olmuştur. İlk olarak öğle namazının vakti hesap edilir, diğer vakitlerin hesabı ondan sonra ve ona istinaden yapılabilmektedir.
Gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zaman -ki, buna zevâl vakti denir- öğle namazı vakti başlar ve ikindi namazının vaktine kadar devam eder. İkindi namazının birinci ve ikinci ikindi olmak üzere iki vakti vardır.

İkindi namazının vakti

Güneş gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü’n-Nehâr Kavsi (yani, bulunulan yerin meridyeni) üzerindedir ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana “Fey’-i zevâl” denilir.

Bir cismin fey’-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge ilave olduğunda, yani cismin gölgesi bir misli kadar uzunluğa ulaştığında, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna “asr-ı evvel” denir ve bu imâmeyn kavlidir. Cismin boyu iki misli kadar olduğunda ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur ki buna “asr-ı sânî” denir ve bu İmâm-ı A’zam’ın kavlidir. Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar. Asırlarca uygulanan müftâbih görüş (kendisiyle fetva verilen) ve mâ’mûlünbih (kendisiyle amel edilmiş) olan birinci ikindi, yani asr-ı evvel kullanılmıştır.

Akşam namazının vakti

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel rahimehümullah indinde, güneş ufuktan battıktan sonra güneşin merkezi, ufuktan bir derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer. Akşam namazının son vakti ihtilâflı olduğundan ihtiyâten yatsı vaktinden 15-20 dakika evvel bitirilmiş olmalıdır. Bununla beraber sıkışık durumlarda, yatsı namazının vakti girinceye kadar da akşam namazı edâ edilir, kazaya bırakılmaz.

Yatsı namazının vakti

Güneş battıktan sonra, ufkun altında alçalmaya devam eder. Bu arada batı ufku bir süre kızıl bir renk alır, ardından da kısa süreli bir beyazlık devam eder. Güneş battıktan sonra ve doğmadan önce gökyüzünde güneş ışınları atmosfer içinde kırılma ve dağılmaya uğrar. Modern astronomi cihazlarıyla yapılan ölçümlere göre de bu hâdise, güneş battıktan sonra güneşin ufuktan -17 derece alçalmasına kadar devam eder. Bu andan itibaren güneş ışınları atmosfere giremez, gözden kaybolur ve gece başlar. İslâm âlim ve râsıdlarına göre; akşamleyin güneş ufuktan -17 derece aşağı indiği zaman ufuktaki kızıllık kaybolur, bu vakit, yatsının başlangıcıdır.

Sabah namazının vakti

Gece yarısı güneş, en aşağı noktaya indikten sonra tekrar yükselmeye devam eder ve ufuktan -19 dereceye geldiğinde bu sefer doğu ufkunda tan hâdisesi (fecr) meydana gelir. “Fecr-i sâdık” başlar ve gece nihayet bulur. Bu anda ise kızıllıktan evvelki beyazlık başlar, fecr-i sâdık doğar; bu an imsâk vaktidir. Güneş ufuktan doğmadan evvel, güneşin merkezi ufka 1 derece yaklaştığı anda sabah namazının vakti biter ve güneş doğar.

Son olarak

Tatbik edilen bu hesaplama ve temkinlere göre; öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10′ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır. Ancak bunlar teknik değerlerdir.

Bu sebeple Müslümanların, vakitlere titizlik göstermeleri, namazlarını vaktin sonuna kadar geciktirmemeleri, özellikle oruca başlarken ve imsak vakitlerini kullanırken daha dikkatli olmaları icap eder. Sabah namazını ise imsak vaktinden en az 15-20 dakika sonra kılmalarını tavsiye ediyoruz. Daha erken kılınması isabetli olmaz.

Vakit namazın farzı olduğu için, hesaba katılamayan hassasiyetlerin vakitlere tam uygulanamama ihtimali vardır. Böyle bir tehlikenin oluşmaması ve hesaplanamayan kaymaların olabileceği de göz önüne alınıp hataya düşmemek için, ihtiyatı elden bırakmamak gerekiyor.

Kaynaklar:

• fazilettakvimi.com/tr/muhim_aciklamalar.html
• Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991
• İslam Ansiklopedisi
• Türkiye Takvimi, “Namaz vakitleri hakkında hazırlanan rapor” İstanbul Mayıs 2003.
• Lütfi Göker, Uluğ Bey Rasathanesi ve Medresesi, MEB, İstanbul1995.
• Muammer Dizer, Rubu Tahtası, Boğaziçi Üniversitesi İstanbul 1987.
• Muammer Dizer, Astronomi Hazineleri, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul 1986

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.